Cem Gök – Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Muhasebe yalnızca rakamları kaydetmekten mi ibarettir?
Yoksa ekonomik olayları belirli kurallar içinde anlamlandırıp finansal bilgiye dönüştüren daha geniş bir sistem midir?
Bu yazıda muhasebe ontolojisini; meslek pratiğinde sık karşılaştığımız kâr, borç, bilanço ve mesleki değerlendirme örnekleri üzerinden ele almaya çalışacağım.
Kâr Var Ama Para Nerede?
Mali müşavirlik mesleğinde sık karşılaşılan sorulardan biri şudur:
“Kâr çıktı ama para nerede?”
İlk bakışta çok basit görünen bu soru aslında muhasebenin temel meselelerinden birine dokunuyor.
Çünkü işletme sahibinin zihnindeki kâr çoğu zaman kasadaki veya bankadaki para ile aynı anlama geliyor. Muhasebe açısından ise durum böyle değil.
İşletme vadeli satış yapmış olabilir. Kârın bir kısmı henüz tahsil edilmemiş alacakların içinde olabilir.
Stok alınmış, kredi ödenmiş, araç veya makine yatırımı yapılmış olabilir.
Dolayısıyla işletme kâr etmiş olsa bile aynı tutarın banka hesabında durması gerekmez.
Buradan şu soruya geliyoruz:
Kâr dediğimiz şey gerçekte nedir?
İşte bu soru bizi muhasebe felsefesinin alanlarından biri olan ontolojiye götürüyor.
Muhasebede Ontoloji Ne Demektir?
Ontoloji, en sade ifadeyle varlığı ve gerçekliği sorgulayan felsefe alanıdır.
“Ne vardır?”, “Bir şeyin var olması ne demektir?” ve “Gerçekliğin niteliği nedir?” gibi sorularla ilgilenir.
Bunu muhasebeye uyarladığımızda konu çok daha tanıdık hale geliyor.
Varlık nedir? Borç nedir? Gelir hangi anda doğar? Bir harcama ne zaman gider olur? Kâr neyi ifade eder? Özkaynak gerçekten neyi gösterir?
Bunların hepsi meslek hayatında her gün kullandığımız kavramlardır.
Ben olaya daha basit bakıyorum:
Bilançoda gördüğümüz rakam gerçekte neyi temsil ediyor?
Ontoloji meselesi benim için burada başlıyor.
Dursun Ali Yaz’ın Düşünce Tarihi Işığında Muhasebe Felsefesi adlı çalışması da muhasebeyi ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji üzerinden ele almaktadır.
Bu yaklaşımın önemli tarafı, muhasebeye yalnızca kayıt tekniği olarak bakmamızı engellemesidir.
Bilanço İşletmenin Kendisi Değildir
Bir işletmenin bilançosuna baktığımızda varlıklarını, borçlarını ve özkaynaklarını görürüz.
Bunlar işletme hakkında çok önemli bilgiler verir. Ancak bilanço ile işletmenin kendisini aynı şey olarak değerlendirmek doğru değildir.
İşletmenin çalışanları, müşterileri, tedarikçileri, ticari ilişkileri, sözleşmeleri, tahsilat kabiliyeti, piyasadaki itibarı, riskleri ve geleceğe ilişkin beklentileri de vardır.
Bunların tamamı bilançoda aynı açıklıkta yer almaz.
Muhasebe, karmaşık ekonomik hayatı belirli kurallar içinde tanımlar, ölçer, sınıflandırır ve raporlar. Sonunda ortaya finansal tablolar çıkar.
Ben bilançoyu işletmenin kendisi olarak değil, işletmenin muhasebe diliyle çekilmiş bir görüntüsü olarak görüyorum. Üstelik bu görüntü her şeyi de göstermiyor.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü bir ekonomik olay ile o olayın muhasebe kaydı birbirine bağlı olsa da aynı şey değildir.
Kârı Nerede Aramalıyız?
Bir işletmenin dönem sonunda 2 milyon TL kâr ettiğini düşünelim.
İşletme sahibi banka hesabına bakıp “Benim burada 2 milyon TL param yok” dediğinde aslında muhasebe açısından yanlış bir tespit yapmış olmaz; sadece kâr ile nakdi aynı kavram olarak değerlendirmiş olur.
Oysa kâr fiziksel olarak kasada duran bir nesne değildir.
Belirli bir dönemde muhasebenin tanımladığı gelir ve giderlerin karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan bir sonuçtur.
Bu sonuç soyut görünse de etkileri oldukça somuttur.
İşletmenin performansı değerlendirilirken, finansman görüşmelerinde, ortakların kararlarında veya yatırım planlarında bu rakam dikkate alınabilir.
Kısacası kârı kasada aramak yanlış yerde aramaktır. Kâr vardır ama illa aynı tutarda para olarak bir yerde durmak zorunda değildir.
Amortisman Bize Ne Söylüyor?
Ontoloji konusunu günlük muhasebe uygulamasına yaklaştıran örneklerden biri de amortismandır.
İşletmenin kullandığı bir makineyi düşünelim.
Makine aynı makinedir. Ancak faydalı ömrüne ilişkin tahmin veya uygulanacak muhasebe yaklaşımı değiştiğinde döneme ait amortisman gideri de değişebilir.
Amortisman giderinin değişmesi ise dönem sonucunu etkiler.
Makine fiziksel olarak değişmemiştir. İşletmenin o gün yaptığı satış da değişmemiştir.
Buna rağmen raporlanan sonuç farklılaşabilir.
Burada muhasebenin ekonomik gerçekliği sadece fotoğraflamadığını görüyoruz.
Muhasebe, gerçekliği belirli ölçüm ve değerlendirme kuralları içerisinde finansal bilgiye dönüştürüyor.
Görmediğimiz Bir Borç Gerçek midir?
Bir şirketin bankaya 5 milyon TL kredi borcu olduğunu düşünelim.
Kasadaki parayı görebiliriz. Stokları sayabiliriz. İşletmenin aracına veya makinesine dokunabiliriz.
Ancak 5 milyon TL'lik borca fiziksel olarak dokunamayız.
Buna rağmen bu borcun gerçek olmadığını söyleyemeyiz.
Borç; sözleşme, hukuk düzeni ve tarafların hak ve yükümlülükleri nedeniyle ekonomik ve hukuki sonuç doğurur.
Muhasebe de yalnızca fiziksel nesneleri değil, bu tür hak ve yükümlülükleri kayıt altına alır.
Ticari Kâr ve Mali Kâr Aynı Şeyi mi Anlatıyor?
Meslek pratiğinden bir başka örnek de ticari kâr ile mali kâr arasındaki farktır.
Muhasebe kayıtları sonucunda ticari sonuç ortaya çıkar.
Daha sonra vergi mevzuatı devreye girer; kanunen kabul edilmeyen giderler, istisnalar, indirimler ve diğer düzenlemeler dikkate alınarak vergilendirilecek matraha ulaşılır.
Aynı işletmeden, aynı dönemden ve aynı ekonomik faaliyetlerden söz ediyoruz. Buna rağmen farklı amaçlar için farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz.
Meslekte bunun örneğini zaten sürekli görüyoruz.
Ticari kâr başka, vergi matrahı başka çıkabiliyor. İkisi de aynı işletmeye ait.
O zaman asıl mesele:
“Hangisi doğru?” değil, “Bu rakam hangi amaç için hesaplandı?”
Çünkü ticari sonucun ortaya konulması ile vergi hukukunun vergilendirilecek matrahı belirlemesi aynı amaç değildir.
Muhasebe Gerçeğin Fotoğrafını mı Çeker?
Muhasebe için sık sık “işletmenin fotoğrafını çeker” denilir.
Bu benzetme faydalıdır ancak bana göre eksik kalır.
Muhasebe ekonomik olayı görüp doğrudan kaydetmez.
Önce bazı soruların cevaplanması gerekir:
İşlem hangi döneme ait? Varlık mı, gider mi? Gelir ne zaman oluştu? Hangi değer üzerinden gösterilmeli? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? İşlemin ekonomik özü nedir?
Bu sorular cevaplandıktan sonra ekonomik olay muhasebe kaydına, oradan da finansal bilgiye dönüşür.
O yüzden yıllardır kullandığımız “muhasebe işletmenin fotoğrafını çeker” sözünü ben artık biraz eksik buluyorum.
Çünkü biz sadece fotoğraf çekmiyoruz; gördüğümüz ekonomik olayı muhasebenin kuralları içinde anlamlandırıyoruz.
Mali Müşavirin Rolü Değişiyor
Teknoloji geliştikçe muhasebenin kayıt tarafı giderek otomatikleşiyor.
E-faturalar sisteme aktarılıyor, banka hareketleri otomatik çekilebiliyor, belgeler yazılımlar tarafından okunabiliyor ve yapay zekâ uygulamaları muhasebe süreçlerinde daha fazla kullanılmaya başlanıyor.
Bu gelişmeler doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:
Eğer mali müşavirin işi yalnızca kayıt yapmaksa, kayıt işlemleri büyük ölçüde otomatikleştiğinde meslek mensubunun görevi ne olacak?
Bence burada ekonomik olayın sisteme aktarılması ile ekonomik olayın doğru anlaşılması arasındaki farkı görmek gerekiyor.
Bir yazılım faturadaki tarihi, tutarı ve KDV'yi okuyabilir.
Fakat işlemin ekonomik özünün değerlendirilmesi, mevzuat karşısındaki durumunun yorumlanması, işletmeye etkisinin anlaşılması ve ortaya çıkan finansal bilginin doğru değerlendirilmesi mesleki bilgi gerektirir.
Bence önümüzdeki dönemde bizi değerli kılacak şey fişi kimin daha hızlı kaydettiği olmayacak. Rakamın neden öyle çıktığını anlayabilmek ve bunu işletme sahibine doğru anlatabilmek olacak.
Rakam Doğru; Peki Anlattığı Şey Doğru mu?
Mesleğimizde rakamların doğruluğu vazgeçilmezdir.
Fatura doğru mu? KDV doğru mu? Beyanname doğru mu? Hesaplama doğru mu?
Bunların hepsini kontrol ediyoruz ve etmeliyiz.
Ancak ontolojik bakış bize bir soru daha sorduruyor:
Rakam teknik olarak doğru olsa bile işletmenin ekonomik durumunu doğru anlatıyor mu?
Bence işin kritik noktası tam da burada.
Rakam doğru olabilir ama müşteriye işletmenin durumuyla ilgili yanlış bir fikir veriyorsa yalnızca matematiksel doğruluk yetmez.
Dolayısıyla meslek mensubunun sorumluluğu yalnızca rakamın matematiksel olarak doğru olmasından ibaret değildir.
O rakamın neyi ifade ettiğini ve kullanıcıya nasıl bir tablo sunduğunu da düşünmek gerekir.
Sonuç: Rakamların Arkasını Görmek
Muhasebe mesleğinin günlük yoğunluğu içinde “ontoloji” kelimesi fazla teorik gelebilir.
Beyannameler, SGK işlemleri, e-defter, vergi uygulamaları, müşteriler ve sürekli değişen mevzuat arasında felsefenin yeri olmadığı düşünülebilir.
Fakat işin içine meslek pratiğini koyduğumuzda konu hiç de uzak değil.
Ne var? Ne kadar var? Kime ait? Kimin borcu? Hangi döneme ait? Değeri ne? Gelir mi, gider mi? Kâr ne kadar?
Aslında her gün bu soruların cevaplarını arıyoruz.
Yıllardır bilanço ve beyannameleri kontrol ederken aynı soruyu soruyoruz:
“Rakam doğru mu?”
Elbette doğru olmak zorunda.
Ama meslekte geçirdiğim zaman bana bunun tek başına yeterli olmadığını da gösteriyor.
Bir rakamın nasıl oluştuğunu, hangi ekonomik olayı temsil ettiğini ve işletme açısından ne anlattığını bilmiyorsak, elimizde doğru hesaplanmış fakat eksik anlaşılmış bir bilgi olabilir.
Muhasebe ontolojisinin bana düşündürdüğü esas mesele de bu.
Bundan sonra bilançoya baktığımızda belki bir soru daha sormalıyız:
“Rakam doğru. Peki bu rakamın arkasında gerçekte ne var?”
Bana göre muhasebenin asıl değeri de o soruya verebildiğimiz cevapta yatıyor.
Kaynakça
Yaz, D. A. (2021). Düşünce Tarihi Işığında Muhasebe Felsefesi. Timaş Yayınları.